21/1/2008 - BÜYÜK POLATLI KÖYÜ TARİHİ
Çorum İli Sungurlu İlçesine bağlı bir köydür. Doğusunda Yarımsöğüt, güneyinde Çiçeklikeller, batısında Alembeyli ve Bağcılı, kuzeyinde ise Sarıkaya Köyü yer alır.
İlçeye uzaklığı 26 km. olan köyün deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 930 m. dir. Çoban Tepesi 1203 m. Dede Ardıç Tepesi 1153 m. Beşik Tepe 1092 m. Keklik Pınarı Tepesi 1006 m. Bekçi Tepesi 955 m. ile önemli yükseltilerini oluşturur.
Yıl boyu su taşıyan Halaka ve buna bağlı Emine Pınarı çaylarının yanı-sıra köy arazisi içerisinde bulunan Varsak deresinden özellikle bahar aylarında önemli oranda yararlanılmakta ve sulu tarım yapılabilmektedir.
Güneyinde yer alan meşe koruluğu, batıya doğru uzanan Halaka, Emine Pınarı mevkilerinde bulunan üzüm bağları, bu bağ kenarlarında yetiştirilmiş, kavak, söğüt ve çeşitli meyve ağaçları, yine kuzeyinde bulunan Taşoluk, Kayaağaşlı ve Varsak bölgelerinde bulunan üzüm bağcılığı bitki örtüsünü oluşturmaktaydı. İsimi bilinmeyen tedavisi yapılamayan bir hastalıkla bağlar kurumuş, etrafında bulunan meyve ve diğer ağaçlar yakacak odun ihtiyacı için kesilerek yok edilmiştir.
Hatuşaş’a geçiş için Asurlu tüccarlar tarafından yapıldığı belirtilen Kral Yolu’nun Delice, Hatuşaş arasında bulunan yolun bir bölümü B. Polatlı Köyü’nün kuzey sınırında bulunan Varsak ve Taşoluk adlı mevkisinden geçmektedir. Söz konusu arazide çıkartılan çanak, çömlek, sokutaşı ve metal paralardan bu bölgede M.Ö.200, M.100 tarihlerinde, başka bir anlatımla Bizans döneminde yaşam olduğu anlaşılır.
Yörükhan Taifesine mensup insanlar tarafından teşekkül ettiği bilinen Büyük Polatlı Köyü, tarihi kaynaklarda “Poladlar, Paşa Boladlısı” adıyla kaydedilir. Çevresinde kurulmuş “Varsak, Boladören, Kayağaşlı” (bunun Karaağaç’dan bozulduğu kuvvetle muhtemel) Mezralarının birleşmesiyle XVIII Yüzyılda yapılan iskan politikasında aldığı anlaşılır. Bunu yaşlılar tarafından anlatılan Polat Paşa hikayesi destekler niteliktedir.
XV. Yüzyılda Dulkadirlilerin Salmanlı Kolu ile güneyden geldiği belirtilen ve köyü kurup adını verdiği anlaşılan Polat Aşiretine mensup oymakların köyde yaşayan hangi oymak (sülale) olduğu hakkında kati bir bilgi bulunmazken, köye daha sonraki yüzyıllarda dahil olan Varsak Aşireti mensuplarının “Yağmur ve Yağmurcu” soyadı almış sülalenin ataları olduğu; Boladören adlı mezradan gelen “Başer” soyadı almış sülalenin ataları; Karaağaç adlı mezradan gelen ise “Dincelir ve Demirkazma” soyadı almış sülalenin ataları olduğu rivayet edilir.
Ayrıca, Canlı soyadı almış oymağın atalarının günümüzde Yarımsöğüt Köyü arazisi içerisinde bulunan Hamza Beyli (Deresi) mevkii (mezrası) nden geldiği rivayetler arasındadır.
Birinci Cihan Harbinde beş şehit vermiş ve bu şehitlerin; “Nefesoğullarından Mehmetoğlu Bekir, Topalhüsnüoğullarından Alioğlu Hüseyin, Osmanoğlu Hüseyin, Abbasoğlu Mustafa, Salihoğlu Mustafa” oldukları belirtilmiştir.
1935 yılında 466, 1950 yılında 552, 1970 yılında 795, 1997 yılında 491 nüfusa sahip olduğu anlaşılmıştır.
Geçim kaynakları başlıca tarım ve hayvancılık olmak üzere, mevsimlik tarım ve inşaat işçiliği oluştururdu. Tarımda buğday, arpa, üzüm; hayvancılık büyük ve küçükbaş hayvan şeklindeydi. Köyden şehre göçlerin gerçekleşmesi ve üzüm bağlarının kuruması ile bu özellik günümüzde değişmiştir.
Misafirperverliği ve yardımseverliği ile ünlü olan köyde, kapısı yıl ve gün boyu açık bulunup, gelecek her tanrı misafirini barındıran köy odaları yaygındı. Köyde hanedarlığı ile ün yapmış ..........?.............. gibi oda sahipleri de bulunmaktaydı.
Bir örnek vermek gerekirse, vatandaşın birisi Ankara-Samsun karayolunu kullanıp özel otosuyla yolculuk yapmaktadır. Delice-Sungurlu arasında bakım-onarım olduğundan servis yolunu kullanmakta iken, aracı B. Polatlı Köyü yol ayrımında arıza yapar. Vatandaş çalışır çabalar, aracını çalıştırıp yoluna devam edemez.
Tarlasında olan bir köylü bu vatandaşın mağduriyetini görür ve çiftini çubuğunu bırakarak yardıma koşar. Vatandaşa yardımcı olup aracı çalıştırmaya çalışır, ancak başarılı olamaz. Soğuktan üşümüş, açlıktan midesi zil çalan vatandaşı eşeğine bindirip köye götürür. Köy odasından birisine misafir eder, iyice dinlendirip, karnını doyurulduktan sonra köylülerle hep birlikte aracın yanına gelirler ve aracı çalıştırıp yoluna gönderirler.
Köylülerin kendisine yaptığı karşılıksız yardımdan ve misafirperverliklerinden çok etkilenen kişi “Demek ki insanlık ölmemiş” diyerek bir gün köye gelerek köy odasına misafir olur. Kendisinin Doktor olduğunu, yaptıkları bu örnek davranışa karşı kendisinin de onlara bir şeyler yapmak istediğini söylemiş ve bu konuda ısrarcı olmuş. “Köylüler siz bizim tanrı misafirimizsin, tanrı misafirinden bir şey istemek bizim töremizde yok” diyerek yardımını kabul etmemişler. Doktorda ısrarını sürdürmüş, bu örnek davranışın altında kalamam diyerek köye küçük bir fidanlık oluşturmuş. Köyden birisini de fidanlığa bekçi tutarak gitmiş.
Doktor bir süre köyden ilgisini çekmemiş ve arada bir arayıp, sormuş. Daha sonraki yıllarda Doktor gelmemiş, onun diktirdiği fidanlıkta bakımsızlıktan kuruyup gitmiş...
Türk spor tarihi ve müzik tarihine ismini yazdırmış kişiler yetişmiştir. Yağlı güreşte dereceler almış Hacı Eyup Pehlivan ile Eli Develi adlı türküyü plağa okuyup ülke genelinde sesini duyuran Münür Erkuş (Serigüzel) Büyük Polatlı Köyünün yetiştirdiği şahsiyetlerdendir.
Büyük Polatlı Köyü 1960’lı yıllardan sonra başlayan, 1980’li yıllarda hızlanan köyden şehre göçle nüfusunun çoğunluğunu kaybetmiştir. Köyden şehre göçeden bu insanlar başta Ankara olmak üzere, Sungurlu, İstanbul ve yurdun değişik yerlerine göç etmişlerdir.
Köyden şehre göç eden öncü kuşakların önemli bir kısmı çeşitli kamu dairelerinde iş bulmuşlar, bir kısmı da bulundukları şehirlerde baba meslekleri olan inşaat işçiliği yaparak hayatlarını kazanmaya çalışmışlardır.
İkinci kuşakların bir kısmı okumuş, bir kısmı bulundukları sektörlerde parlamış, “Murat Bozkuş” gibi bir kısmı da elektronik çağında dünya ile yarış edercesine bilgisayarının başına oturmuş ata diyarı için web sayfası hazırlamayı yeğlemiştir....
Geçmişte çevre köylüler tarafından “Boladlı bekmeziğmi ne şireleniyon” deyimine konu olan üzümleri, dolayısıyla bağları ismi bilinmeyen ,tedavisi yapılamayan bir hastalıkla kurumuş ve köyün arazisinin yaklaşık % 40’ını kaplamış üzüm bağları ve çevresinde dikili çeşitli meyve ağaçları yok olmuştur.
Büyük Polatlı Köyü, yukarıda bahsedildiği gibi köyden şehre göçle boşalmış, köyde kalan 25-30 ihtiyar ve 5-10 aile ile eski canlığını yitirmiş ve adeta, yeniden şenlendirmeleri için birinci kuşak insanlarını geri beklemektedir.
Büyük Polatlı Köyünden şehre göçen birinci kuşak insanlar geri dönüp ata diyarlarını yeniden şenlendirir o eski günleri yâd ederler mi bilinmez ama, dernek yönetimi vefakar çalışmalarıyla bu duruma zemin hazırlamış içerisinde tüm ihtiyaçlara cevap verebilecek bir köy evi yaptırmışlardır. Sağ olsun başkan ve yönetimi.
Büyük Polatlı Köyünde yaşanmış birbirinden güzel birden fazla güldürücü fıkra, birden fazla dramatık ve tarihi olay anlatılmaktadır. Bir anlatıma göre;
Tomas lakabıyla anılan ve yaptığı eşek şakalarıyla tanınmış bir vatandaş yaşarmış. Bu şakalarının başında yalancıktan ölüp, yakınlarını merakta bırakmak varmış. Aradan çok geçmez, yalancıktan ölür, koru komşuyu başında toplarmış.
Ölünce de saatlerce nefes almaz ya da aldığı nefesi yanındakilere hissettirmez, hal ve hareketiyle tam bir ölmüş numarası yaparmış!
Köyden de bunun bir yakın arkadaşı varmış. Bu arkadaşı Tomasın yaptığı eşek şakalarını yutmaz; Tomas öldü haberi köye yayılınca evine gelir, ayakucuna oturur, millet ağlaşırken, kimseye çaktırmadan ayağını kaşır, Tomasta buna dayanamayıp, ayılı verirmiş.
Bir böyle beş böyle Tomas horantası ve komşularını iyice bıktırmış; herkeste Tomasın yalancıktan ölme numarasına alışmış!
Günlerden bir gün Tomas sahicikten ölmüş. Karısı, çocukları sessiz soluksuz yerde yatan babalarını görmüşler, görmüşler ya yalancıktan ölmüş diyerek sahabetlik etmemişler.
Saatler geçmiş, gün bitmiş; Tomas sessiz soluksuz yere uzanmış yemek yemeden su içmeden yatıyormuş!
Hemen arkadaşına haber vermişler! Arkadaşı gelmiş vah tüh diyerek Tomasın ayak ucuna oturmuş. Kimseciklere çaktırmadan ayak altını kaşımaya başlamış, Tomastan tepki mepki gelmemiş! Arkadaşı da bu duruma bir anlam verememiş!
Köylü haberdar edilmiş. Gelenler, kalbini dinlenmiş, nabzını yoklamış, anlamışlar ki, Tomas ölmüş!
Tomasın mezarını kazmışlar, yıkamışlar ve tabuta koyarak mezarlığa yürümüşler. Yürümüşler ama! Köylüler de olduğu gibi Tomasın arkadaşında da yine mi? şaka acaba endişesi bulunmaktaymış.
Tomasın karısı da arkadaşına yalvarıyor, ne olur kocamı sen ayıltıyorsun? Sahiden gömecekler onu ayılt diyormuş!
Arkadaşı tabut içerisinde köylülerin omuzlarında mezarlığa giden Tomasın baş ucuna vararak;
“Tomas oğlum ayıl artık, yoksa babayı yedin bu sefer saydan gömecekler”.
Diye feryad ediyormuş.
|